ESKİ İLE YENİ ARASINDA BİR İŞ HAYATI VE SICACIK BİR FİLM: STAJYER
2015 yılında gösterime giren, başrollerinde Robert De Niro ve Anna Hathaway’ın olduğu Stajyer filmi günümüz iş dünyasını, iş yaşam dengesini anlamak için oldukça yararlı bir çalışmadır. Oldukça geleneksel paradigmalarla uzun yıllar iş hayatının içinde bulunmuş Ben Whittaker (Robert De Niro) ve günümüz iş dünyasına girişimcilik ile başlayan ve sonrasında başarıyla beraber tempolu bir hayatı karşısında bulan Jules Ostin (Anna Hathaway) bu filmde öne çıkmaktadır. İzlediğiniz zaman sizi 1-2 saatliğine tatlı bir kaçamak gibi günlük yaşantınızdan uzaklaştıracak olan bu film aslında iş hayatına dair birçok detayı da bizlere gösterme amacındadır. Her şeyden önce stajyer ifadesi iş hayatından sıklıkla tanık olduğumuz üzere lisans eğitimi gören ya da yeni mezun olmuş genç bireyler için kullanılır. Ancak filmde işler biraz farklı 😊 Nasıl mı? Robert De Niro, eşini kaybetmiş, uzun yıllar boyunca geleneksel normlara göre çalışmış ve şimdi ise emeklilik hayatı içinde olan birisi. Ancak gerek yaşadığı duygusal sorunlar ve gerekse neredeyse bir ömür boyunca geçirdiği iş hayatından uzak kalmanın sıkıntısını aşmak için yeni bir programa başvuruyor. Anna Hathaway’in şirketinin açtığı bu programda stajyerler sadece gençler değil aynı zamanda yaşlı bireyler de olabiliyor.
Anna Hathaway’in asistanı olarak stajyerliğe başlayan Robert De Niro muhtelif kriz anlarındaki öngörülü ve tecrübeli tavrı sayesinde zamanla patronu ile daha yakın ve dostça bir ilişki kurarak adeta onun danışmanı oluyor. Filmin genel çerçevesi bu yönde, mutlaka izlemeli ve o tatlı sahneleri görmelisiniz. Ancak iş hayatı üzerine konuştuğumuz için filmde dikkat çeken noktalara değinmek isterim:
İlk olarak Ben Whittaker’ın (Robert De Niro) sabah uyanmasıyla birlikte başlayan hazırlanma süreci. Aaaa pardon daha doğrusu gece yatmadan önce başlayan hazırlanma süreci demeliydim. Zira De Niro gece daha yatağa gitmeden bir gün sonra giyeceği kıyafetleri, ayakkabıları, takacağı kravatı hazırlayıp alarmlı manuel saatini kurarak uyuyor ve sabah yine aynı disiplinle kalkarak nizami şekilde hazırlanıyor.
Bu noktada diğer başrolümüz ve başarılı girişimcimiz Jules Ostin (Anna Hathaway) ise genelde işten çok geç dönüyor eşine (ev erkeği) ve çocuğuna neredeyse hiç vakit ayıramıyor. Sabahları da olabildiğince hızlı şekilde hazırlanıp bardak kahve ile güne başlıyor. Bu ve buna benzer diğer detaylar -birazdan değineceğim- filmde nesiller arası ilişkinin, alışkanlıkların, farklılıkların nasıl zuhur ettiğini gösteriyor.
Örneğin Ben’in klasik evrak çantasını anlatayım size. Bildiğiniz eski yıllarda daha sıklıkla kullanılan bir evrak çantası. Ben, bu çanta ile işyerine geldiğinde oradaki genç çalışanlar Ben’in çantasından takım elbisesine kadar tarzını oldukça değişik buluyorlar. Ancak filmin sonunda baktığımızda bu genç kişiler de Ben’in bu tarzına özenerek takım elbise giymeye ve bu eski tip çantadan kullanmaya başlıyorlar. Bunun yanı sıra sabah işe geldiklerinde Ben masasına çantasından çıkardığı not defteri,📒 kalem,🖊️ hesap makinası🧮 gibi daha geleneksel araç gereçleri koyarken genç çalışanlar telefon, ipod,📱 kulaklık🎧 gibi daha günümüz araçlarını sırt çantasından çıkarıp masasına koyuyor. Örneğin Jules şirkette bir odadan diğerine geçerken bisiklet kullanıyor. 🚲 Çalışanlar özel bir an olduğunda şirketteki zili çalarak kutlama yapıyorlar. 🎉🎊 İşte bize filmin akışında normal gibi gelen tüm bu detaylar aslında iş dünyasındaki eski ile yeninin farkını gösteriyor. Değişen çalışma şartlarını, örgüt kültürünü, çalışma zihniyetini adeta gözümüze batırıyor. Bunu o kadar iyi planlamışlar ki aslında Ben Whittaker’ı filmden çıkarsak bu yaşanan değişimi, çalışma hayatındaki kültür, nesil, paradigma evrimini göremeyeceğiz. Bu noktada filmin yönetmeni, senaristi De Niro’yu aslında verilmek istenen mesajı anlamamız için kullanmamız gereken gözlük olarak sunmuş.
Son olarak Jules iş hayatının dışında aile hayatında da sıkıntılar yaşamaktadır. Örneğin onun başarılı bir iş hayatı kurabilmesi için eşi işinden ayrılmış ve alışılmışın dışında -hele ki Türkiye’de- bir pozisyon olarak ev erkeği olmuştur. Evin tüm işleriyle uğraşıp çocuğu ile ilgilenen eşin, Jules’un yoğun temposu nedeniyle kendisini boşlamasından mütevellit yaşadığı duygusal boşluğu da film oldukça iyi aktarmaktadır. Kısacası film eski ile yeniyi, bugüne kadar alıştığımız toplumsal rolleri zıtları ile beraber bir kutunun içine koyup bize göstermiş. Örgüt kültürünün önemini, çalışma hayatının değişen norm ve paradigmalarını, iş yaşam dengesinin önemini anlamak istiyorsanız mutlaka izleyin.
İyi seyirler 🎞️🍿
Yanıt yok